Felsefe Buluşmaları “Utanç ve Suçluluk”
Felsefe Buluşmaları “Utanç ve Suçluluk”
3.300₺
3.300₺
Bu atölye için satış süreci tamamlanmıştır.
“Felsefe Buluşmaları” genel başlığı altında her ay iki oturumda, çağdaş toplumun mustarip olduğu sorunlar felsefi olarak temalaştırılarak tartışılmaktadır. Eylül ayı programında “Utanç ve Suçluluk“ var.
Örneğin korku hayatta kalmamız için zorunlu doğal bir duyguyken, utanma ve suçluluğun hayatta kalmak açısından bir faydası yoktur. Bu yüzden insanın psikolojik temelinden ziyade toplumun psikolojik olarak kendisini nasıl ürettiği daha önemli görünür. Bir toplumda duygular, onların desteklenmesine veya bastırılmasına göre kültürel olarak düzenlenir. Öyle ki bazı temel duyguların bile, kendileri olmasa da dışavurumları toplumsal ve kültürel unsurlar tarafından biçimlendirilmektedir. Demek ki sosyallik bizim kendimizle kurduğumuz ilişkiyi etkiler, birey kendisi karşısında kolektif bilincin bir temsilcisi gibi davranır. Başka bir deyişle intrapsişik yapı bireylerin başkalarıyla olan ilişkilerinde kendilerini algılama biçimlerini düzenler. Önemli bakım verenlerle yaşanan erken deneyimler, kendiliğe ve başkalarına dair sonraki deneyimleri şekillendirir, insanın kendi hakkındaki imgesini oluşturur.
İşte utanç ve suçluluk da kültürden yansıyan ve bireyin kendi imgesinden hareketle hissettiği duygulardır. Örneğin narsisizmle bu iki duygu arasında kilit bir ilişki vardır: Birinde, bireyler daha büyük bir utancın eşlik ettiği düşük bir benlik saygısı yaşarlarken, diğerinde ise yüksek benlik saygısı sebebiyle herhangi bir utanç deneyimini reddederler. Öyleyse utanç ve suçluluk kişinin özdeğerlendirmelerine ilişkin kendilik bilincine dayalı duygulardır. Suçluluk ego ile süperego arasındaki çatışmadan, utanç ise ego ile ego ideali arasındaki gerilimden kaynaklanmaktadır.
Ancak burada utancı suçluluktan ayıran önemli bir fark göze çarpar: suçluluk duygusu salt eyleme yönelikken, utanç duygusu benliğe yöneliktir. Aynı ihlal karşısında suçluluk duyan bir kişi “Bu yaptığım çok hatalı ve kabul edilemezdi” diye düşünürken utanç duyan bir kişi ise “Ben bunu nasıl yaparım? Asla kabul edilemeyecek bir insanım” şeklinde düşünmektedir. Dolayısıyla suçluluk duygusunda kişi ceza ve kefaret vasıtasıyla bu duygudan kurtulabilirken utanç daha çok benliğe yapışmış bir duygu olduğundan ondan kurtulmak çok daha zordur. Tek cümleyle utanç kamusal özbilinçle, suçluluk ise bireysel özbilinçle bağlantılıymış gbi görünür. Hatta bazı düşünürler daha da ileri giderek, bazı toplumlarının üyelerini, ahlaki kodlara karşı geldiklerinde içselleştirilmiş kişisel bir suçluluk hissetmeye teşvik eden “suçluluk kültürleri” olduğunu, bazı toplumların ise statükolarını, herkesin önünde aşağılanma ve toplum dışına itilme tehdidiyle koruyan “utanç kültürleri” olduğunu dahi iddia etmişlerdir. Bugün hâlâ – hele fotoğrafların neredeyse anında dünyaya yayınlanabildiği- bir kültürde utandırmanın ciddi bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı da aşikar.
Bu iki oturumda, yukarıda özetle sunulan bağlamda utanç ve suçluluk duygularının oluşumu, bireysel ve toplumsal hayatta bir cezalandırma aracı ve düzenleyici unsur olarak oynadıkları rol tartışılacaktır.
3.300₺
