FELSEFE ATÖLYESİ Neden Böyle Düşünüyoruz?

FELSEFE ATÖLYESİ Neden Böyle Düşünüyoruz?

24 Haziran – 15 Temmuz 2026
Çarşamba saat: 19:30 – 21:30
Süre: 4 hafta

6.600

Online
Yüz Yüze

6.600

Online
Yüz Yüze

Bu atölye için satış süreci tamamlanmıştır.

Atölye yüz yüze ve zoom üzerinden online yapılacaktır. 1 hafta süreli olarak ders kaydı paylaşılmaktadır.

Felsefenin hem klasik hem çağdaş tartışmaları ışığında, düşünmeye, sorgulamaya ve fark etmeye açık herkesi bekliyoruz.

Program
1. Hafta:ÇIĞRINDAN ÇIKAN ZAMAN

Zaman varoluşu kurar. Öyle temeldir ki mantık, metafizik, fizik, sosyoloji ve edebiyatın kesişiminde yer alır. Bu derste Eski Yunan felsefesinden Nietzsche’ye,  Heidegger’den Bergson’a, Einstein’dan bilimkurguya tarihin çeşitli dönemlerinde zamanın doğasının nasıl görüldüğü ve zamanın özgürlük, ahlak ve politika ile ilişkisi irdelenecektir.

2. Hafta: TANINMA UĞRUNA MÜCADELE

Toplumdaki bireyleri etik, politik ve hukuki olarak bir arada tutan, onları bütünleştiren, onların dayanışma içinde olmalarını sağlayan, toplumun çözülüp dağılmasını önleyen sosyal harç nedir?  Bu soruya cevap verme girişimdinde, karşımızdaki tarafından saygı görme, özerk bir birey olarak kabul edilme, sevilme, sayılma gibi pek çok farklı kelimeyle ifade edilen, bir özneler-arası ilişkiler ağının temel gramerine işaret eden bir kavramla karşılarız: Tanınma. Bu, akli olduğu kadar akli olmayan pratikleri, bilişsel olduğu kadar bilişsel olmayan duyguları, bilinci olduğu kadar bilinçdışmı da kapsayan patik karaktere sahip bir kavramdır.

Bu oturumda, özneyi yalıtılmış ve atomlaşmış bir birey olarak felsefi bir çıkış noktası haline getiren sözleşmeci geleneğe karşı çıkan Hegel’in efendi-köle diyalektiğinden başlayarak Axel Honneth’in Tanınma Uğruna Mücadele başlıklı kitabı takip edilecektir.

3. Hafta: KUTSAL&KUTSAL DIŞI

Fizik ile metafizik, madde ve ruh, hiçlik ve mutlak varlık arasında gerilmiş insan, tanrısal bir dünya özlemi duymuş ya da dünyasını tanrısallaştırmak istemiştir. “Kusursuz model” ve “kutsal anlatı” olan mitler ya da dinler en eski çağlardan beri insanların zihnini şekillendirmiş ve doğum, ergenlik, evlilik, ölüm gibi en temel tecrübelerine, pratiklerine kazınmıştır. Kutsal olan gizem, huşu ve dehşetle doludur. Bugün büyüsü bozulmuş dünyada bile kutsalın yankısı duyulur ama her şeyde konfor ve kolaylık isteyen günümüz insanı bireysel yaşamları için daha evcil otantik deneyimlerin peşine düşmüş gibi görünmektedir. Tam da insani varoluşunun hep ayrılmaz bir parçası olageldiği için kutsallık felsefeden mimariye, antropolojiden sanata tüm insani kültüre damgasını vurmuştur.

Bu  oturumda, üç önemli eserden -Rudolf Otto’nun Kutsal’a Dair, Mircea Eliade’nin Kutsal ve Kutsal-dışı ve Roger Caillois’nun İnsan ve Kutsal’ından – hareketle bu kavram anlaşılır kılınmaya çalışılacaktır.

4. Hafta: ÜTOPYA- DİSTOPYA

Her zaman siyasi bir meselesi olan bir edebi tür olarak ütopyanın tarihi çok eskilere uzanır. Oysa geleceğe güvenen ütopyacılık, artık kapitalizmin yenilmez evrenselliğini ilan ettiği, bir gelecek tahayyülü olmayan günümüzde tersine dönerek distopyacılığa dönüştü. Ütopyalar özellikle Batılı toplumsal düşüncenin, iktidar, eşitsizlik ve bilim gibi temalarını yansıtır ve bütün fikirler ve hayaller gibi, kendisine karşı bir yanıt oldukları toplumun içinden gelişirler. Zira ütopyalar bastırılmış arzuların fantezilerle tatmini olmanın ötesinde ya da olmaktan ziyade, toplumun yüzleştiği ikilemlere ilişkin öngörülü değerlendirmelerdir.

Kimi kez siyasal olana kökten ve yapısal olarak aykırı bir idealizm olarak görülseler de yazıldıkları çağın sorunlarını yansıtır, hem de gelecekteki imkânlara dair kurucu bir vizyon olma özellikleriyle siyasal açıdan dinçleştirici bir perspektif sunarlar. Tüm toplumsal hareketler ütopyacı bir hayali gerçekleştirmeye çalıştığına, bu uğurda topluluklar kurulmuş, devrimler yapılmış olduğuna göre, ütopyacı bir siyasetin (ya da herhangi bir siyasal ütopyacılığın) temel dinamiği, bu tür bir siyaset kendisininkinden radikal derecede farklı bir sistem hayal etmek, hatta bazen onu gerçekleştirmeyi amaçlamaktır.

Ters ütopyalar olan distopyalar ise yeryüzü cennetlerinin sonuna işaret eder. Arzu edilen “hayal” dünyalarının aksine, ütopyaların karanlık tarafını yansıtan “cehennem haritaları”dır.  Bir toplumun kolektif kabusu, bir kültürün kaygılarının nihai ifadesidir. İnsanın girdiği karanlık gecede işler böyle giderse gerçekleşmesinden korktuğumuz neticelere karşı uyarı fişekleridir.

Bu oturumda ütopyacı düşüncenin ve distopik tasavvurun, antik çağdan modern zamanlara uzanan tarihi, bunlara eşlik eden sosyal değişimleri göz ardı etmeden ve tam da bu türün alameti farikası olan metinlerarası bir yaklaşımla ele alınacaktır.

 

 

6.600

Online
Yüz Yüze
Kategoriler:
Diğer Atölyeler